12 Mart 2016 Cumartesi

Canım Atina'm ! Mutluluk Deposu Akropolis !


Yarım saattir ilk cümleyi düşünüyorum. Akropolis'in bende yarattığı etkiyi falan. Aşırı romantik gireceğim hazır olun.
Hani böyle çok hastasınızdır da sevdiceğinizin elinden bir kaşık sımsıcak çorba içince mutluluk-enerji karışımı bir şey depolanır vücuda. Hah işte tam da öyle bir şeydi hissettiğim.


Her taşına sarılıp ' benimsin beeee ' diye bağırasım bile geldi diyebilirim.
Artık kim bilir kaç sene süren ve sürecek restorasyon aşamasındaydı hala , ama bildiğin kraliçe.


Burası da böyle çıkarken göreceğiniz antik tiyatro. Tabi hala ağır abilerin konser verdiği yer.
Ah bütün Atina'yı görebiliyorsunuz bu güzel yere çıktığınızda.

Şehirde Akropol'e çıkan alt geçitler olduğu söyleniyor. II. Dünya Savaşı'nda şehre giren Almanlar ilk iş Akropol'de çıkarak göndere Nazı bayrağını çekiyorlar. 31 Mayıs 1941 tarihinde Manos Glezos ( Şu an SYRİZA partisinden milletvekili) arkadaşı Lakis Sandas Nazi bayrağını indirerek göndere tekrar Yunan bayrağını çekiyor. İkiside ölüm cezasına çarptırılırlar fakat kurtulurlar.

 İnsanlar çılgınlar gibi fotoğraf çekiliyor , turistler üstüne üstüne geliyor. O sırada hemen bir boş alan buluyorum kendime. Oturup uzun uzun izlemek için. Teşekkür ediyorum ve şükrediyorum bir hayalimin yanına daha tik atabildiğim için. İnsan hayatında kaç defa yaşar böyle bir an ? Nelere şahit olduğunu düşünüyorum bu yapının. Masal diye okuduğum mitolojik hikayelere gerçekten tanık oldu belki. En çok buna inanmak istiyorum hep. 
Akropole yaklaşamasam da bir kaç çıkarılmış taşa dokunuyorum. Yüzyıllar önce bu yapıyı yaratmak için çalışan bir adamla aynı yere temas ettiğimi bilmek mucize gibi geliyor bana. 

 Sonra şöyle kafamı çeviriyorum , canım Atina. Bakışıyoruz. 
Her koşulda benim için dünyanın en özel şehri olduğunu söylüyorum yine ona.
Mutluluk sarhoşluğu denen şeyin gerçekten var olduğunu anlıyorum. Bol bol düşmeler , kim ne dese kahkaha atmalar. Mutlu olmak ne güzel şey !
 Sonra Akropol'le vedalaşıp kendi halimde aylak aylak yürümek için başlıyorum aşağı inmeye. O arada yine Atina gözüküyor arada. Biraz da orada bakışıyoruz. Kocaman sarılmak istiyorum yine ona.


Sonra bu güzel sokakta başlıyorum adım adım yürümeye. Senelerce duymak istediğim sesler kulağımda '' elaaa Pandeli , signomiiiii ''.
Şöyle bir duraksıyorum. Ciddi ciddi ben buradayım. Bedenim burada , e ruhum hep burada.
Ne güzel şey !
Mutlu olmak ne güzel şey !






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder